METROPOLIS
Başla eller arasındaki aracı yürek olmalıdır…
Metropolis…
İlk kez başından sonuna, her şeyiyle bir sanat akımının,Alman Dışavurumculuğunun (Ekspresyonizm) bariz etkilerini taşıyan Metropolis’ i anlayabilmek için, önce Ekspresyonizm’ e bakmak…
Ekspresyonizm: 20. yüzyılın ilk yirmi yılı içinde özellikle Almanya’ da gelişen bir modern sanat akımıdır. Ekspresyonizm’ in İzlenimcilik’ e bir tepki olarak belirdiği söylenebilir. Resim, heykel ve mimarlık sanatlarında etkili olmuştur. “Ekspresyonist Mimarlık” adıyla anılmasına karşın, mimarlık alanında Ekspresyonizm, ayrıca değerlendirilmesi gereken ve resim ile heykeldeki tutumuna pek benzemeyen bir anlayış geliştirir.
Resim ve heykelde ise dış gerçeği sadakatle yansıtmayı yadsıyarak, sanatçının ruhsal durumuna, amaçlarına, hatta politik tercihlerine göre, işlediği betileri deformasyona uğratmasına olanak verilmiştir. Renk düzenin kesin karşıtlıklar yaratacak biçimde ele alınışı da yine Ekspresyonizm’ in bir diğer özelliğidir. En ünlü Ekspresyonistler arasında Emile Nolde, Oscar Kokoschka ve Edward Munch’ ın adları sayılabilir.
Ekspresyonist Mimarlık:
Bir Modern Mimarlık akımıdır. Birinci Dünya Savaşı’ nın hemen öncesinde Almanya’da ortaya çıkmış, varlığını 1930’a dek sürdürmüştür. Tıpkı Ekspresyonist resimde olduğu gibi, Ekspresyonist Mimarlık’ta da çok kesin ve çizgileri belirlenmiş bir üslubun varlığından söz edilemez. Akımın tüm ürünleri biçim yaratma sorununa tek defaya özgü tasarımlarla çözüm getirmeye çalışmaları konusunda birleşirler. Bu “tek defaya özgü” biçimin niteliği ise büyük oranda bireyseldir. Ekspresyonist Mimarlık genelde tarihten biçim aktarmaları yapmayı yadsımış olmasına karşın, bazı ürünlerinde geçmişi yorumlama çabalarına da rastlanır; fakat, temelde Ekspresyonistlerin ana özelliği hiçbir biçimsel önyargı taşımamaları, daima yaratma sorunsalını önplana çıkarmalarıdır.
İlk Ekspresyonist mimarın Peter Behrens olduğu söylenebilir. Onun 1908 -1913 arasında Berlin’ de AEG için yaptığı yapılar akımın başlangıç ürünleri sayılırlar. Sonraları H.Poelzig ve Eric Mendelsohn gibi mimarlar da Ekspresyonizm’ e yönelirler. Mendelsohn’ un tasarladığı Berlin yakınındaki Potsdam’ daki Einstein kulesi gözlemevi (1920), Ekspresyonizm’ in klasik yapıtı sayılır. 1920’li yıllarda Hollanda’ da Ekspresyonist doğrultuda ürünler belirmeye başlar. Ekspresyonizm’ i özellikle konut yerleşmelerinde uygulayan Hollandalılar arasında en önemli sanatçı M. De Klerk’dir. Ayrıca yine Ekspresyonizm kapsamında değerlendirilen ve önderliğini E.Steiner’ ın yaptığı bir de Antropofizik Mimarlık akımı vardır. 1930 donrasında tüm üyelerinin yeni beliren Uluslar arası üsluba yönelmesi sonucu ortadan kalkan Ekspresyonizm, 1960’dan sonra Almanya’da yeni izleyiciler bulmaya başlamıştır. Örneğin G.Böhm’ ün gerçekleştirdiği Bernsberg Belediye Binası bu tür yeni uygulamalardan biridir. 1970’lerde Post-Modern Mimarlık’ın belirişi ise Ekspresyonizm’i sahneden tümüyle silmiştir.*
* : Sanat ve kavram terimleri sözlüğü – Metin Sözen I Uğur Tanyeli
Tamamıyla Alman Ufa film stüdyolarında o günün şartları ve Fritz Lang’ in sanatçı dehasıyla yedi milyon mark ve onyedi ayda kotarılan bir sessiz film, sinema tarihinin ilk bilim kurgu filmi Metropolis… Metropolis’ in çekimlerinde yaklaşık altı kilometrelik film, otuzaltı bin figüran ve sinema tarihinde görülen ilk robot oyuncu kullanıldı.
Film temelde, yerüstündeki hemen her açıdan mükemmel insanlar ve yer altındaki bu mükemmel insanlara hizmet eden işçileri ve aslında büyük bir makine olan Metropolis şehrinin sahibi John Fredersen’ in oğlunun, bu dengesizliği keşfetmesiyle değişecek olan düzeni anlatan, Kapitalizme erken dönemde sinema yoluyla yapılan ilk ciddi eleştiriydi.
Başından sonuna dek Alman dışavurumculuğunun kendini gösterdiği özel bir sanat eseridir de aynı zamanda Metropolis…Aslen mimar olan yönetmen Fritz Lang’ in tasarladığı tüm dış setler ve iç mekan tasarımları, bu ütopya filminin bir tasarım harikası sayılabilecek genel görsel tasarımı ve atmosferi, zamanının oldukça ilerisinde olup sırf bu yönüyle film, sanat tarihinde özel bir öneme sahiptir. Metropolis’ in atmosferi, devasa binalar ve iç mekanların gerçekliği, oldukça zeki ışık-gölge oyunlarıyla, çeşitli maketler, makineler ve basit mekanizmalarla sağlandı. Işık-gölge ilişkisi özellikle önemliydi çünkü, bu ilişkinin bilinçli kullanımı sayesinde Metropolis’ in devasalığı, büyük ölçüde gerçek olarak algılanabildi...
Filmin yüzde elliye yakını kayıp, ve bu hali çok tutulduğu için kırpılan parçalar filmin diğer versiyonlarında kullanıldı.Ayrıca aradaki kurgu eksiğini gidermek için bu sessiz filmin içinde çeşitli bölümlere daha iyi anlaşılabilmesi için, konuyu anlatan yazılar yerleştirildi. Dijital onarımdan geçirilen 2001 tarihli son dvd kopyasıysa filmin yaklaşık yüzde seksenini kapsıyor.
Metropolis, İstanbul Film Festivali’ nde de Gottfried Huppertz’ a ait film müziği filmin gösterimi sırasında, özel bir orkestra tarafından yorumlanarak gösterildi. Sinema tarihinin bu ilk bilim kurgusu, konusu ve döneminin film yapım şartlarına göre şaşırtan görselliğiyle, kendinden sonra gelecek olan çeşitli yapıtlara da ilham kaynağı olacaktı; Osamu Tezuka’ nın Metropolis’ i, Alex Proyas’ ın Dark City’si, Wachovski’lerin The Matrix’ i, Luc Besson’ un The Fifth Element’ı, David Fincher’ ın Se7en’ ı, Stanley Kubrick’ in 2001 A Space Odyssey’ i ve Madonna’ nın Express Yourself’ i, bu ilham kaynağından bambaşka dünyalar çıkarabilmiş yapıtlardan yalnızca birkaçıydı…
İşte tüm bu yönleriyle gerçekten de sinema tarihinde özel bir yere sahip olan, Tasarım, Mimarlık, Sanat, Sinema, Sanat yönetmenliği ve Politika ile ilgilenen herkesin en az bir kez yaşaması gereken bir deneyim Metropolis..
http://www.imdb.com/title/tt0017136/
http://www.youtube.com/watch?v=qO4BCRop48M
http://www.youtube.com/watch?v=n84k1Z8jhP0